TransexTransylvania

İnanamıyorum!

Aralık 13, 2009 · Yorum Yapın

n.php?n=forced-to-read-in-the-dark-2009-12-10

Haberden daha cok habere getirilen yorumlar beni gerçekten dehşete düşürüyor. Anlamamız gereken bır sey var kı konunun bence Ermenı- Türk meselesınden daha onemlı bır noktaya bastıgını kavramamız gerektıgı. Gazetede gundeme gelen problem bugun dünyanın bir cok ulkesınde varolan ve belkıde ne yazık kı varolmaya devam edecek bır problemdır. Ulus- devlet, kapitalizm, küreselleşme ve ınsan hakları gıbı bazı temel argumanlar uzerınden elestırı getırmenin  ve konuyu kavramaya calısmanın  en azından bu dunyada yasayan ve sorumlulukları olan bız ınsanlar ıcın en temel  sey oldugunu düsünüyorum.

Yorumlardan bır tanesı  bır cok Avrupa ulkesınde  Türklerın de aynı durumda oldugunu dıle getırıyordu. Ancak bu arkadasımızın bılmesı gereken sey boktan bır durumun bır yerde varolması baska bır yerde de varolmasını meşrulastıramaz. Ermeni meselesının Turkıye’de cok sık konusuldugu ve tartısıldıgı donemlerde bazı dangalaklar Avrupa’yı eleştırmek ıcın (Cunku nedense Avrupa bu konuda bır bok bılmeden Turkıye’ye cok fazla yükleniyor) ‘ Naziler de Yahudileri katletti, Fransızlar da Cezayir’in içine sıctı ‘ gibi herhangi bir mantıga oturmayan argumanlar sunuyorlardı. Unutmamak gerekir ki bize ne Nazilerden bize ne Fransızlardan!!! Bu bizim problemimiz ve bunu çözmemiz gerekiyor. Bunun ıcın yapılması gereken sey ılk once devlet baskanlarının onemlı bulusmalarını futbol maclarında degıl adam gıbı ortamlarda gercekleştırmelerı , bu ülkede yasayan ınsanların anlamsız komplekslerınden kurtulmaları ve tarıhlerıyle ıyı ya da kotu bır sekılde yuzlesmelerı , ıkı devletın karsılıklı arsıvlerı acarak bılım adamlarıyla konuyu aydınlatlamaları ve en önemlisi bu gereksiz nefreti aşacak iki kültür arasında yakınlaşmayı sağlayacak  kültürel programların olusması sağlanmalı. Çünkü artık daha fazla dünya’nın bu gereksiz milliyetçi , faşist ve ırkçı soylemlerle  kirlenmesini istemiyorum. Kımse kimseyi sevmek zorunda değil ama varlıgına saygı duymak zorunda. İnsanoğlu tarih boyunca her boku icat etti ama bu basit işin üstesinden gelemedi.

Diğer bir yoruma gelince ‘ Efendim bu çocukların aileleri zaten yasa dısı yollarla Türkiye’ye gelmiş bu durumda ne bekliyorlardı ki?’ Ancak bu durum çocukların seçimi değil!!!!! Bu durum çocukların maruz kaldıgı bir durum. Bunu anlamak için üstün zekalı olmak gerekmiyor!

Aslında beni cıldırtan sey  konu bambaska bır konuyken sacma sapan bır Ermeni_ Türk meselesi altında degerlendırılmesi. Aynı durumu youtube da eurovıson sarkılarına getırılen yorumlarda da bulabılırsınız. Lütfen tum yorumlara bır göz atın…

http://www.youtube.com/comment_servlet?all_comments&v=zIDRNRhE2pg&fromurl=/watch%3Fv%3DzIDRNRhE2pg

Faşist ya da solcu ya da ırkçı bır bakıs acısı olan bır bılgıye sahıp olsanız bıle bu bılgıyı dogru bır sekılde, dogru yerde ve zamanda  paylasamadıktan sonra bir hayvandan ne farkımız kaldıgını gerçekten cok merak edıyorum.!

→ yorum bırakKategoriler: delilik

Aralık 10, 2009 · Yorum Yapın

→ yorum bırakKategoriler: 1

Samsun’a giderken….

Aralık 7, 2009 · Yorum Yapın

 Bayram tatili için Samsun’a gitmem gerekiyordu. Ama bilirsiniz insan bazen günlük rutinin kırarken  zihinsel olarak fazla tembelleştiği için dünyanın en zor işini yapıyormuşcasını düşünceli bir hal alıyor.Bavul toplamak, okunması gereken kitapları ayarlamak, diş fırçası, ıvır zıvır…otobüs bileti bulmaya çalışmak ve en önemlisi cam kenarında bir yer ayarlamaya çalışmak…işte bunlar beni nedense yıllarca strese sokan hadiseler olmuştur. Her ne kadar bu bilet işini 25 yaşında olmama rağmen annem organize etse de. .

Neyse…yine işte bir bayram dönemi çantamı sırtıma taktım ve aştiye gittim.Ama her zaman ki gibi olay yerine erken varmıştım. Nedendir bilmem ama gereksiz bir aceleciliğim var. Yıllarca babannemle dalga geçtim her yere 4 saat önce gitmeye çalıştığı için lakin genetik denilen şeyden galiba hiç kimsenin kaçışı yok.

Ben şimdi 1 saat burda ne bok yiyeceğim diye düşünürken bir kaç mizah dergisi aldım ve uzun bir uğraş sonucunda kendime boş bir yer ayarlayıp okumaya başladım. Kısa bir süre sonra insanların bana bakmaya başladığını farkettim ve zihnimi bir gerginlik yumağı sarmaya başladı.Nooluya ya şimdi diye kendi kendime mırıldanmaya başlarken farkettim ki okuduğum şeylere oldukça yüksek sesle gülüyor ve ses çıkartmadığım zamanlarda da mal gibi sırıtıyordum. Uzun lafın kısası kendimi kaybetmişim..Kendime çeki düzen verdikten sonra kalkış saatinin yaklaşmasından dolayı otobüsümü buldum ve erkenden(her zamanki gibi) yerime oturdum. Sanki ben otobüse erken binsem araba erken kalkacakmış gibi. Umarım yanıma kimse oturmaz diye dileklerde bulunurken kucağında çocuğuyla türbanlı bir kız bana doğru otobüsün içinde ilerlemeye başladı..’Allahım lütfen  yanıma gelmesin.. lütfen.’ diye ağlamaklı olarak içimden konuşurken kız ‘26 numara burası mı?’ diye sordu. Ben de çaktırmadan burası amına koyim dercesine başımı salladım.

Güzelce yerleşti,  çocuğunu kucağına aldı ve zaten kısa bir süre sonra da otobüs hareket etmeye başladı. Benimle konuşmasın diye hemen o sabah aldığım bir macarın osmanlı dönemindeki esaret hayatını anlatan bir inceleme kitabını okumaya başladım. Ama örmeye çalıştığım duvar kızı hiç etkilemedi ve hemen soruyu yapıştırdı.

K- Öğrenci misin?

N- Evet

Genç gözüktüğümden dolayı bana kaça geçtiğim sordu muhtemelen beni ya üniversite lisans öğrencisi ya da abartmak istemem ama lise öğrencisi sanmıştı. Gıcık olduğum bu durumla yeniden yüzleşmiştim. Sinirli bir şekilde ben bişeye geçmedim master yapıyorum sen(siz) napıyorsun(uz) dedim?(Kibar bir aksanla)

O da büyük bir gururla evli olduğunu ve Mevlana’nın şehri Konya’da yaşadığını söyledi.Evli olduğunu söylerken ki o özgüveni sanki ona başbakanlık yapıyormuşgibi gözükmesine neden olan bir hava veriyordu. Sanki evlenince bir bok oluyor amına koyim…Sonra yüzünden kara bulutlar geçti ve ‘master derken ?’ diye bir soru sordu yine. Ben de masterın ne olduğunu kısaca anlattım..(ne saçma bir muhabbet) Ardından yaşımı sordu ve aynı yaşta olmamıza rağmen hala öğrenci olmam ona biraz garip gelmişti.Evli ve çocuklu olduğu için kendini benim üzerimden kesinlikle daha iyi hissediyordu.

Ben tekrar kitabıma döndüm ama ufak bebek ben kitap okurken sayfaları çevirmeye çalışıyor agu gugu yapıyordu. Çocukları sevdiğimden dolayı anlayışla karşıladım hatta dayanamayıp çocuğu bir kaç kez öptüm.Garip bir bebekti , kafasının ortasında küçük bir topuz , kepçe kulaklar ve kendinden büyük küpeleri vardı.Sanki beyaz tenli bir arap bacıydı. Aradan zaman geçtiğinde uzaklaşmaya çalıştığım bu çekirdek aileyle garip bir sevgi yumağı oluşturmuştuk.Bebek bir eliyle annesinin elini diğer eliyle de benim elimi tutuyor, ben gülümseyerek kitap okumaya çalışıyorum, annesi gülümsüyor….Allahım Türkiye ne kadar ilginç bir ülke türbanlı ,türbansız el ele yolculuk yapıyoruz diye bir romantizm yaşamadım desem yalan konuşmuş olurum.

Hatta hatırladığım kadarıyla durumu daha abartmış hiç çocuk bakmamama rağmen çocuk bakımı üzerine ciddi bir konuşma yapmıştım. Tüm bu süreç içinde kimi zaman içinde bulunduğum duruma yabancılaşıyor ve ben ne diyorum amına koyim diye kendi kendime konuşuyordum tabi..Ama anlayamadığım bir şekilde kendimi bu çekirdek aileye kaptırmıştım.

Ama mutluluğumuz kısa sürdü çünkü beyaz tenli arap bacının uykusu gelmişti ve annesi boşalan ikili koltuğa bebeği uyutmak için gitme kararı almıştı.Elimde kitapla mal gibi ortada kalmıştım. Zaten kısa bir süre sonra samsuna varmıştık..Bavullarımızı alırken soğuk bir şekilde vedalaştık. Hiç tanımadığım biriyle ve onun çocuğuyla manasız bir şekilde 6 saat geçirmiştim ve sonra her birimiz başka taraflara gitmiştik..Bir daha tanımadığım insanlarla aynı şekilde bir yakınlaşma  yaşamak istemediğimi kendi kendime tekrarlarken uzaktan annem ve ablamı gördüm…Ve sonra bu hüzünlü hikayeyi arkamda bırakarak ailemle  evin yolunu tuttum :)

→ yorum bırakKategoriler: yolculuk

2

Kasım 23, 2009 · 1 Yorum

Kadın erkek ilişkilerinden yoruldum. Keşke ibne olsaydım…

Mi sono stancato dei rapporti uomo-donna. Magari fossi nato frocio…

→ 1 YorumKategoriler: aforızmısnmnsz

Kimse kızmasın…ama…

Kasım 23, 2009 · 2 Yorum

 

Bir kaç gündür youtube da balkan ülkelerinin kilise şarkılarını dinliyorum.Makedonya, Yunanistan, Sırbistan , Bulgaristan vs… Aslında hepsinden birer örnek koymak isterdim..ama blogumu bir video törenine çevirmek istemedim. En kısa yolla bu videoyu buldum..Sanki balkanlardaki bütün ülkelerin ortodoks müziğinin bir ortalaması gibi zaten.

Ama benim en çok dikkatimi çeken şey bazıları oyun havası motifleri taşıyor ve bunu en çok Makedonya ortodoks müziğinde bulabilirsiniz.Bugaristan biraz dağa ağır ve batılı bir tarza sahip. Ama Yunanistan ve Sırbistan yer yer Türk Sanat Müziğini andıran nağmelerle ben de rakı içme isteği uyandırmakta.Kimse kızmasın dedim…Herkesin inancına saygım sonsuz ama napayım elimde değil..

Bu video ise aralarında en ağır olanı..Yani bence bunun mevlütten bir farkı yok..Ya da Dede Efendilerden …Kendimi zaman zaman camide hissediyorum…Ya da çok eski bir meyhanede..Büyük bir çelişki tabi..o da benim terbiyesizliğim olsun…Ama vallahi rakı içesim geliyor….

 

→ 2 YorumKategoriler: balkanlar

İnsan..

Kasım 23, 2009 · Yorum Yapın

Başlığa ve fotoğrafa baktığınız zaman çok hassas ve incelikli bir konuyu ele alacağımı zannettiniz büyük bir ihtimalle ama gerçeği söylemem gerekirse hiç öyle bir niyetim yok. Gece ikide bir hışımla kalkıp sonra da  insanlık dersi verecek değilim. Kimse kusura bakmasın.

Şimdi aslında benim asıl değinmek istediğim konu insanoğlunun evreleri…

Ericson, Piaget, Freud  bunlar beni ilgilendirmez. Ben olayın kritiğini yapmaya hevesli bir insan olarak  kendi başımın çaresine bakacağım.Bu yazdığım yazı bu anlamda hiçbir bilimsellik taşımamaktadır. O yüzden okuduktan sonra ‘ ya böyle olur mu? ‘ ‘ öyle olur mu?’ gibi triplere girmeyiniz.

Başlıyorum….

1-3 yaş

Ben açıkcası bir şey hatırlamıyorum.Ama hatırlayan arkadaşlarım varsa lütfen deneyimlerini benimle paylaşsınlar. Güvenli bağlanma, güvensiz bağlanma , anaya babaya duyulan aşk falan ben bunların hiçbirini hatırlamıyorum. İyi kötü bir şekilde bağlandık hayata ,bundan sonra bu bağlanma motiflerini değiştirecek değiliz. Ama bu yaşta çocuklar gerçekten çok tatlı oluyorlar. Yaramazlık yapmıyor değiller ama kendilerine has bir havaları oluyor. Eğriye eğri doruya doğru.

3-5 yaş(üj bej)

Aslına bakarsanız üçün beşin hesabını yapmaya gerek yok. Çocuk dediğin belli bir yaşa kadar hep aynı çocuk. Belki dili çözülüyor , ne bilim yavaş yavaş sana laf yetiştirmeye başlıyor, yani ne diyim ..olayı belli bu yaştaki çocuğun.Onun dışında kişisel deneyimime bakarsak valla yine hiç bir şey hatırlamıyorum.

6-7 yaş

Bak işte bu yaş aralığı çok önemli. ‘Bir yaş ya bu ‘diyip geçme..Ben bu yaşta okula başladım. Kalemdi defterdi hep bu yaşta hayatıma girdi. Sadece kalem kitap değil tabi ..önlük, kilotlu çorap,   andımız…Yani zor yıllardı..Çocuk dediğin bu kadarını kaldıramaz. Anadan babadan ayrı, pis silgiler,toz kokusu ve özellikle havasız sınıftaki mandalina kabuğu kokusu…olcak iş değil…

7-10 yaş

Bence pek bir numarası yok..Söylenebilecek tek şey bir sevimsizlik çöküyo insanın suratına..Yani nasıl desem..İn misin cin misin belli değil..Büyüdün de küçüldün mü? Hep böyle garip bir hava içine girmeye başladığın yıllar bunlar. Kadın erkek taklitleri başlıyor ..Gıcık oluyor bu yaştaki çocuklar. Ben sevmiyorum..

10-15 yaş

Bak bu yaş aralığı ayrıca önemlidir .Aralığı da uzun tuttum çünkü artık erken ergenlik diye bir şey  var öyle hiç bir şey eskisi gibi değil. Bu yaşta bir havaya giriyorsun. Adam oldum sanıyorsun. İsyan , başkaldırı ,bir garip depresif hareketler, kızların kafası yavaş yavaş orospuluğa başlıyor, erkekler desen en mal yılları ağızları bir karış açık…Zaten bu yaşlarda aldıkları darbelerin acısını sonradan çıkarıyorlar. Avrupa’nın orta çağı neyse erkeğin orta çağı da bu dönemde başlıyor.

Bir kere bu yaşlarda herkesin burnunda garip bir şişlik oluyor. Ben kendiminkini hatırlıyorum..o küçücük burnum gitmişti yerine bir tuhaf bir şey gelmişti.Bir burun şişmiyor tabi..Kıçınız şişiyor , başınız şişiyor, sivilceler olur olmaz yerlerden çıkıyor. Bir de tabi aşk meşk işleri allahhhhh!!!!  Vallaha kabus..

15 -18 yaş

Bu yaş aralığında bir önceki yaş aralığının daha gelişkin hallerini görmekteyiz. Ama tabi sorumlulukları daha farklı. Üniversite stresi, düzenli ilişkim var söylemleri üff ne bilim …

Aileden ayrı yaşama planları, hayallerinin gerçekleşeceğine , birgün başına birden çok güzel şeylerin geleceğine duyduğun inanç, her şeyi kontrol ettiğini sanmak… Uzun lafın kısası ilerde kıçına yiyyeceği kazıkların büyük şokundan haberiz bir yaşam…Nerde bu yaşlarda birini görsem acıyorum yemin ederim..

‘ sen gez bakalım böyle filinta gibi bakalım o başına neler gelecek .arrraağğaammm?’ demekten kendimi alıkoyamıyorum.

18-22 yaş

Bu yaş aralığı bazıları için amı götü dağıtma yaş aralığı olurken bazıları içinde tamemen hedefe kitli, amaca yönelik davranışların sergilendiği bir dönemdir. Üniversite yıllarında herkes okuduğu bölümü bir bok zanneder ve hayatları boyunca hep univercity student olarak yaşayacaklarını zannederler. Antin kuntin kitap okumalar,enteresan müzikler ve tartışmalar…yıllar böyle gelip geçer..

22-26 yaş

Bir önceki evrede hedefe kitlenmiş dostlarım rasyonel olduklarından hemen bir iş ve eş kombinasyonuyla hayatlarına devam ederler.Diğerleri ise ağlar gezer olur,atlet olur , donla sağa sola koşar. Bunların bir  kısmı mastera başlar. Çünkü birileri ‘ Eeee napıyosun?’ diye sorduğunda bir cevaba ihtiyaçları vardır.

‘ Ya napiym ya mastera başladım ben de..’ O ağaz iki yıl sonra yamulacaktır ama acı gerçeği erteler bu çeşit tipler.

Kimileri zengin koca ararlar.Bulduklarında da hemen çocuğu yaparlar..

Bir de kendilerini Kpss ‘ye veren tiplerle karşılaşırız..Çabalarına saygım sonsuz..

Kimileri bankalara veznedar olur,kimileri sigortacı…

Kısacası birilerine hayat acı koyar….

Not: Ben deneyimlerimi yazdığımdan bundan sonrasını ele alamam….Sonra bakarız…

→ yorum bırakKategoriler: öylesine

Kosova’nın Etnik Yapısı Nasıl Değişti??

Kasım 22, 2009 · 2 Yorum

Kosova’nın etnik yapısı bu adam yüzünden değişti.

Peki kim bu adam???

Efendim bir zamanlar bütün ortodoks milletler İstanbul’daki Rum Patrikhanesine bağlıydı ama kendi kiliseleri ve bu kiliselerin merkezleri de mevcuttu.  Sırpların bağlı oldukları merkezde Kosova’daki İpek(Peç) Patrikliği idi. 1690 yılında bu patrikhanenin başında 3. Arsenije vardı. (Arsenije Carnojeviç) Arsenije Habsburglar ve Osmanlı arasında çıkan savaşta Habsburgların kazanacağına ve Osmanlı hükümdarlığından tüm Sırpları kurtaracağına inandığı için Osmanlıyı desteklemeyerek gizli bir şekilde Habsburg İmparatorluğuna yardim etti. Ancak planlarına uymayan bir şekilde Osmanlı savaşı kazanmıştı. Bu durumda 3. Arsenije Osmanlının intikam alacağından korkuyordu ve bu yüzden 1690 yılında 35-37.000 Sırp ailesinin Kosova’dan Habgburg sınırlarına doğru göçünü organize etmişti. Dediğimiz gibi çünkü Osmanlını saldırısından korkuyorlardı.

Giden Sırpların yerine Osmanlı İmparatorluğu’nun desteğiyle Müslüman Arnavutlar yerleştiriliyordu ve zamanla artık Kosova’daki çoğunluğu  Arnavutlar oluşturmaya başlamıştı. Habsburg İmparatorluğunun sınırlarına yerleştirilen Sırplar ise İmparatorluğun bazı olanaklarından yararlanmaya basladılar ve diğer sırplara göre daha iyi eğitim alabildiklerinden dolayı gelecekte geri geldiklerinde Sırp Politikacılarını ve  göreli olarak elit sınıfını oluşturdular.

Bugünün Vojvodinasının temelleri  de bu göçlerle atılmış oldul.(Kuzey sırbistan..Sırbistanın en gelişmiş bölgesi)

→ 2 YorumKategoriler: balkanlar

Prens Lazar Efsanesi

Kasım 22, 2009 · Yorum Yapın

1389 1. Kosova Savaşı

28 Haziran

Bugün hala Sırbistan’da milli bayram olarak kutlanılıyor..

Oysa biliyoruz ki aslında savaşı kaybetmişlerdi…

Peki kazandıkların ve kutlamak istedikleri  şey neydi?

Kaybettikleri bir savaşta belkide Sırp ulus bilincinin temellerini atıp , kendilerini kazanmışlardı.

İşte tam bu noktada Sırp ortadoks kilisesinin de büyük yardımlarıyla Sırp tarih sahnesine Prens Lazar çıkıyordu. Sırplar tarafından çok sevilen bu prens I. Kosova Savaşında I. Murat gibi hayatını kaybetmişti… ve bu tarihten sonra Sırplar Osmanlı idaresinde 1870 li yıllara kadar yaşayacaklardı.  Kilisenin efsaneleştirdiği hikayeye göre Lazar savaştan bir gün önce bir rüya görmüştü. Rüyasında bir melek ona ilahi çarlıkla fani çarlık arasında bir seçim yapmasını istemişti. Lazar ise göklerin çarlğını ve manevi olanı seçmişti…ve Sırplar savaşı kaybetmişti. Peki neydi bu seçimin gerçek sonucu. Aslında burda önemli olan nokta manevi ve ilahi olan için herşeyden vazgeçmiş bir kişi ve bir millet ortaya çıkıyordu. Bu uzun yıllar Sırp ulus bilincine damgasını vuracak bir söylemi meydana getiriyordu.

Diğer bir hikayeye göre aslında Prens Lazar İsa ile aynı seviyeye çıkartılıyordu. İsa gibi o da ilahi krallığı tercih ediyor ve  Sırplar için kendi hayatını ve yaşamını kaybediyordu. Böylece Sırplar bir şekilde özel ve ilahi bir millet oluyorlardı. Bu nedenle Kosova da Sırbistan için kutsal topraklar hatta Kudüs gibi bir dini merkez olarak kabul ediliyordu. Sırp ulusunun mistik geçmişinin kalbi Kosova’da atıyordu. Orada kaybeden ama asil bir halk doğmuştu.  Bu yüzden bugün hala neden kaybettikleri bir savaşın bayramını kutladıklarını ve neden Kosova’ya büyük bir hassasiyet gösterdiklerini anlayabiliriz.Çünkü Kosova’yı kaybetmek tarihi kaybetmekti. 90 lardaki acı savaşta zaten bu şizofrenik kaygının nelere yol açtığını hepimiz gördük .Bugün Kosova bağımsızlığını ilan etse dahi Sırbistan için vazgeçilmez olmaya devam edecektir.

→ yorum bırakKategoriler: balkanlar

Leroy – Beaulieu

Kasım 22, 2009 · Yorum Yapın

‘ Çok yüksek bir olgunluk ve kuvvet derecesine ulaşmış bir toplum başka toplumları kanadı altına alır, korur ve  onları gelişmenin akılcı yoluna koyarak harabelerin içinden yeni bir toplum çıkarır. Sömürgecilik sosyal fizyolojinin en karışık, en nazik olgularından biridir.’

‘ Koloni hareketi bir halkın genişleme gücüdür.Üretim yeteneği, gelişmesi ve mekan içinde çoğalma isteğidir. Evreni yahut evrenin bir parçasını kendi diline , kendi geleneklerine, kendi fikir ve yasalarına yakınlaştırma eğilimidir.’

→ yorum bırakKategoriler: oryantal :)

1880 Gabriel Charmes

Kasım 22, 2009 · Yorum Yapın

‘ Doğudan çekilerek yerimizi Avrupa’nın bütün diğer güçlerine bıraktığımız an Akdeniz’deki ticaretimiz, Asya’daki geleceğimiz ve Güneydeki bütün limanlarımızad yer alan faaliyetimiz sona erecektir.Böylece ulusal zenginliğimizin en verimli kaynaklarından biri kurumuş olacaktır’

→ yorum bırakKategoriler: oryantal :)